13 Mayıs 2021 Perşembe
SİZİ BİLMEM! AMA… BİZİM KUŞAK DOLUDOLU YAŞADI…

SİZİ BİLMEM! AMA… BİZİM KUŞAK DOLUDOLU YAŞADI…

Şu corona virüslü pandemi ortasında, yaşları 60’ın üstünde olan insanlarımızın şöyle bi geriye dönüp bakmalarını istedim; gençlik aşısı yerine geçsin, diye…

İnsanlık hususunda, dün ile bugün arasında neler yapmış, neler çatmış, neler üretmişiz; neler kazanmış, neler yitirmişiz…

Dünün aynasından bakarak; kâh puslu, kâh bulanık, kâh cam gibi, kâh ayan beyan görüp, düşünüp benimle birlikte gülesiniz istedim; “Vay be! Nereden nerelere gelmişiz!” diyerek…

xxx

Şu kesindir ki, Ben ve bizim kuşak, hayatımız boyunca ne bir cümle ne de bir konu özeti çalmadık… Çünkü bize, bizim özgünlüğümüz yeterdi.

Bizler bir mahallenin gençleri ve çocukları olarak, ekmek de çalmadık; katık da, baklava da, fıstık da, kalem defter de…  Kıskançlık nedir bilmezdik… Üstümüz başımız yamalıklı olsa da tertemiz olurdu… Ve arkadaşlarımızın çoğunda yamalıklı pantolonları ve gömlekleri olsa da asla hor görülmezlerdi…

Gözümüz gönlümüz toktu…      “Umut” derseniz -asla ve asla- birilerinin umutlarını da çalmadık, katıklarını da… Oysa ne çok güzellikler yeşertirdik dostlarımızın / arkadaşlarımızın yüreklerinde ve umut olup -yedi veren gül gibi- açsınlar isterdik; taaa ilkokula gitmezden önceki günlerde bile…

Kızlı, oğlanlı, sokakta ve evlerin hayatlarında ve oturma odalarında oynanan birçok çocuk oyunları vardı. Yakar top, Elim sende, İp atlama, Vur çakır, Çizgi çizme, Futbol, Beş taş, Düğeme çevirme, Saklambaç, Kör ebe gibi birçok oyun türlerimiz vardı. Cıncık misketlerle gülle oynarken üttüğümüz misketleri geri verirdik ve misketleri az olanlara çok kez fazlasıyla bile verirdik, onu yoksul koymazdık…       Ceplerimizdeki -babalarımızın verdiği- çirtikli kuruşlarla kâh simit, kâh sarığıburma alır, paylaşırdık; en çok parayı veren -çok kez- en azı ona kalmış olsa da en mutlusu yine o olurdu, onları sevindirdiği için…

O yıllar evlerin kapısı pek örtülmezdi, her sokak bir ev alanı gibiydi ve biz o çocuklar o evlerin çöplerini de; babalarımızın ve de komşu amcaların gıda sepetlerini de biz taşırdık…

Mahallenin en zengininin oğlu ile en fakirinin oğlu iki can ciğer arkadaş örneklemesi sergilerlerdi… Ne zengin olan çocuk, fakir olan arkadaşından rahatsız olurdu ne de fakir çocuk ondan kıskançlık duyardı.

Yalancı, tembel ve uyuşuk olan her yaşta ayıplanırdı… Elinden hiçbir iş gelmeyenlere sabırla ve zamanla bir marifet, bir beceri öğretilirdi…

Annelerimizin, ablalarımızın diktikleri çaputtan topla futbol, voleybol oynarken de meşin topla oynuyormuş gibi zevk alarak ciddi oynar ve karşı tarafı yenmenin mutluluğunu yaşardık ama yenilen takım arkadaşlarımızı da küçük düşürmezdik.

O yıllarda kimse kimseyi hor ve küçük görmezdi… Ne yoksul küçük görülür, ne de zengin akıl hocalığına girişirdi… Öğretmenler en saygın insanlar olarak görülürdü…

xxx

Uzaktan uzağa, kızara bozara, kalbimin gümbürtüsü duyulacak diye gizliden gizliye sevdiğim çocukluk aşkım -bana göre dünyanın en güzel ve en muhteşem kızı- bana bir kez bakıp gülümseyince iki üç gün o gülüşün mutluluk esiri olur en az bir geceyi uykusuz geçirirdim…

Bir zayıfı, bir arkasızı, bir yüreksizi savununca ve de yüreksize yürek olunca kendimi Teksas, Zagor, Tom Miks, Tarzan ya da Turhan Selçuk’un Abdülcambaz’ı gibi hissederdim; mutlu ve bahtiyar olurdum… İncesinden kalınına, resimlisinden resimsizine kitap okuma alışkanlığımız vardır ve de gazete… Gazeteler değil de kitaplar elden ele dolaşırdı ve okuyanlar yorumlarda bulunurlardı; konunun içeriğine dair yorumlarda bile bulunulurdu…

Hani, çocuklar için söylenen “düşe kalka büyüyen gerçekten bizim kuşaktır” diyebilirim.

Emek vermediğim, ter akıtmadığım bir işe hatta bir düşünceye katkıda bulunmamışsam ve o gün -etkinlik konusunda- orada bulunamamışsam hak ettim demezdim; uçundan kenarından -azıcık- faydam oldu derdim; sahiplenmeye utanırdım, benden çok emek ve çaba verenleri ön safa taşırdım…

Xxx

Büyüdükçe sorumluluklarımız arttı… Büyüdükçe değiştik, farklılaştık… Kimimiz ilkten sona tüm okulları okudular… Kimimiz iş ve meslek sahibi oldu, kimimiz devlet kurum ve kuruluşlarında memur, müdür, müsteşar, kaymakam, vali, milletvekili ve hata bakan bile oldular. Ama ne yazık ki çocukluğumuzda var olan yardım ve dayanışma kültürümüz bitti gibi! Varsa yoksa iş ve geçim mücadelesi…

Çoktan da çoğumuz kendilerine yakın buldukları siyasi partilere, -sağlı sollu- derneklere, legal ya da illegal örgütlere militan oldular… Ve ne yazık ki birçok arkadaşımız sağ sol çatışmalarında; sağcılık solculuk, devrimcilik milliyetçilik/ülkücülük, hamasetçilik ve ütopyacılık yaparken canlarından oldular…

xxx

Nereden nereye geldik…

Ortak akıl kültürümüz köreldi…

Mahalledeki çocukluk arkadaşlarımızla misketlerimize dük atarken, siyasallaşan ve farklı fikir ve düşüncede olan arkadaşlarımıza önce molotof kokteyliler atıp, sonra gerçek silahlarla birbirlerini taramaya başladılar… Kimimiz mezara, kimimiz mahpushaneye, kimimiz de yurtdışına kaçtık…

Sahi sizler, “dünden bugüne insansı mükemmelliklere dair neler yaptınız” dersem; -bir kalemde- şunları bunları yaptık diye sıralayabilir misiniz? Sıralarsınız, hem de mükemmel bi şekilde.

30.03.2021 (Kemal CENGİZ)

Yorumlar (1)

Yorum Yaz
Sevgili hemşehrim, mahalledaşım, oyundaşım Kemal ; ne güzel anlatmışsın o günleri, o günlerin güzelliklerini, dayanışma kültürünü, büyük küçük, genç yaşlı, kadın erkek demeden sevgi ve saygı ile birbirimizi sahiplenmeyi, yaşadığımız coğrafyaya ve o coğrafyadaki insanlara olan bağlılığımızı ve aidiyet kültürümüzü, birlikte olmaktan kaynaklanan güven ve emniyet duygusunu, korumayı ve kollamayı... Galiba bu güzel duyguları, gelenekleri, görenekleri kaybettiğimiz için bu haldeyiz bu günlerde, öfkeli, kindar ve tahammülsüz hallerimiz bu yüzden !
Hüseyin Çevikbaş7 Nis 2021 14:11:36

DİĞER YAZILAR

YARIN BAYRAM

KÖKÜ NİZİP’TE, DALLARI GAZİANTEP’TE…

KİMDEN KORKUNUZ KİMLERE SIĞININIZ ÇOCUKLAR…

ONLARI OKUTUP ADAM EDECEĞİM…

MÜKEMMELLİK İNSANA ÖZGÜDÜR - 2

MÜKEMMELLİK İNSANA ÖZGÜDÜR - 1

23 NİSAN DA ÇOCUK

GÜNÜMÜZ İNSANINA ÖZGÜ GÖRÜNTÜLER…

ORUÇLUYUM, ORUÇSUZ OLSAM DA…