27 Şubat 2021 Cumartesi
Yararlı bir insan olabilmek için, öğütsel manada:  HERKES ÜSTÜNE DÜŞENİ YAPMALI: 1

Yararlı bir insan olabilmek için, öğütsel manada: HERKES ÜSTÜNE DÜŞENİ YAPMALI: 1

   Bir ülkenin, bir devletin vatandaşı olmak -asla içi boş bir- kavram değildir ve olamaz da…

   Çağımızda her topluluğun bir milleti, bir bayrağı, çizilmiş bir toprağı/vatanı vardır… Bedevi çadırlarındakiler de dahil Birleşmiş Milletlerin belirlediği bir statüsü vardır… İster büyük, ister küçük devletler (topluluklar) olarak adlandırılsalar da, ulusal ve millisel kavram kategorisine girerler…

   Her milletin ibretlik bir tarihi vardır… Örf ve ananeleri vardır… Soy sop farklılıkları vardır… Kuruluş ve kurtuluş destanları vardır… Savaşları, barışları, yurtları, yurttaşları vardır… Çağlar öncesi ve sonrası kurdukları, yapıp çattıkları medeniyet varlıkları vardır… Sınırları belirtilmiş bir vatan toprağı vardır…

   Resmi mana da vatandaş olmayan bir kişi, o ülkenin/devletin kurumlarında / tesislerinde çalışamaz ki yerleşik olarak, ne devlet memuru, ne işçi, ne öğretim görevlisi, ne öğretmen, ne müdür, ne dekan, ne de öğrenci olamaz…

   Vatandaşlık kimliğini taşımadığı müddetçe ne mahalle muhtarı, belediye başkanı, ne kaymakam, ne vali olamaz…

   Ülkesine vatandaşlık bağı ile bağlı olan tüm doktorlar ve sağlıkçılar gibi tüm bilim insanları ülkelerinin dışına çıkıp bir dünya insanlığına hizmet sunabilirler; fizikçiler, kimyacılar, biyologlar, genetikçiler, astronotlar ve keşşaflar insan sağlığı ve de insanların yaşamlarını kolaylaştırmak için bir dünyayı turlayabilirler…

   Ne milletvekili, ne parti genel başkanı, ne başbakan ne de cumhurbaşkanı olamaz.

   Bilen bildiği kadar, gören gördüğü kadar, aklının ve gücünün yettiği kadar yaşamsal katkı vermelidir, yaşadığı ülkeye de, çevresine de, tüm insanlığa da…

   Evrensel bir hastalıkla ortak mücadele etmek için bir dünya ile ilişkiye ve işbirliğine girişebilirler… Yanisi, bu meslekte olan insanların kimliğine bakılmaz; “siz bizim vatandaşımız değilsiniz” denilmez…

   Çünkü ilim ile bilim evrenseldir; ilim insanları ile bilim insanları -istisnasız- dünya vatandaşlarıdırlar…

   Şu gün için, coronavirüs, covid-19 gibi bir dünyaya savaş açan görünmez virüs, “sen ben vatandaşlığına bakmasız” son bir yıl içinde 2 milyon küsur dünya vatandaşını öldürdü ve hâlâ öldürmeye devam ediyor…

   Tek ve en etkin çare, virüsün zıddı olan aşılardır…

   Bu aşıların içinde en çok rağbet gören aşılar; AstraZenecal, Moderna Pfizer/BioNTesh aşısını icat eden iki Türk; prof Uğur Şahin ile Özlem Türeci…

Johnson&Johnson ile Saanofi/GlaxoSmithKline aşılarıdır… Ama aşıların toplamı şimdilik bir dünyaya yetecek gibi değil…    Ülkemize Çin’den gelen CoronaVac aşısına bel bağlamış durumdayız!

   Devlet, milleti / vatandaşı / yurttaşı ile vardır…

   Bizim sistemimiz hukukun üstünlüğüne dayalı parlamenter sistemdir; İktidarı ve de muhalefeti ile birlikte…

***

   Ve şu Anayasal maddeler unutulmamalıdır ki:

   Anayasamızın Değişmez İlk Üç Maddesi olan;

1. Yönetim biçimi;            

Madde 1: Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

  1. Cumhuriyetin Nitelikleri: -Madde 2:Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
  2. Devletin bütünlüğü, Resmî Dili, Bayrağı, Millî marşı ve Başkenti: -Madde 3: Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır.
  3. Değiştirilemeyecek Hükümler: -Madde 4: Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

***

   Anayasal hukuk düzenindeyiz ama 85 milyonluk nüfusumuzun -sizce- yüzde kaçının evinde ya da iş yerinde Anayasa kitapçığı vardır, hele bir düşünün… O, Anayasa kitapçığını açıp içinde hak ve hukuklarımız, özgürlük alanlarımız türünden maddeleri okuyan kaç sade vatandaşımız vardır? Ayda bir mi desem, yıl da bir mi? Bana ya da birbirinize -bir çırpıda- sorarak, Anayasal vatandaşlık haklarından haberdar olan kaç kişi sayabilirsiniz; yüzde beş mi, on beş mi?   Bilinçli bir seçmen ülke geleceğini bir oy ile cennet düzeyine çıkarırken, satılmış bir oy ise ülkeyi cehennem düzeyine düşürür…

   Ve ülke sorunlarının çoktan da çoğu bu satılmış -sahte- oylarla altından kalkılamayacak harabelere dönüşür…

   Ucundan kıyısından -kâh özde, kâh sözde- demokratik bir ülkeyiz…          İki başlı -yanlı ve yansız- basını olan tek ülkeyiz; ayni şeye biri “kara” derken, diğeri “aktır ak” der…

   Düşünce özgürlüğümüz var ama ifade özgürlüğümüz “fıs fıs ve de fısfıs” sesindedir…

   Ve en basit tabirlerle; asgari ücret sadaka seviyesinde olursa; “Açlık, ben seni doyuramam” der ve az gelirli, “borç kaçkını” olur…

   Zorunlu tüketim birimleri, et ile ekmek, süt ile bal, sebze ile meyve ve konut ve elektrik ve su ve doğal gaz ve kömür gibi elzem gereksinim maddeleri, asgari ücretlilerin, az maaşlı sigortalıların, küçük esnafların ve tarım işçilerinin dişlerinin oyuğuna bile yetmez…

   Yatırımın, istihdamın, zirai üretimin, modern teknoloji birimlerinin, ihracatın / ithalatın, küçüklü büyüklü hayvancılığın -devletin sınırsız desteğiyle- sistemli bir şekilde şaha kalkması tüm ülke insanlarımızın refah seviyesini standartların üst düzeye çıkartır…

   Yönetenler ile yönetilenler arasında gelir gider dengesi uçurumlar düzeyindeyse ulusal birlik çatırdamaya başlamıştır…

   Sosyoekonomik ve sosyopolitik konularda her şey şeffaf olunca yönetenin de yönetilenin de; üretenin de tüketenin de yüzü güler…

   Ama bu ilişkiler devlet sırrı gibi saklanır ve de seçenler seçilenlerin yanına bile yanaşamazsa ne birlik kalır, ne düzen…

   Asla ve kata…

   Devlet kurum ve kuruluşlarını “yağma hasanın böreği” nazarında görmeyeceksin…

   Seçilmiş de olsan atanmış da, atandığın kurumun, kuruluşun bünyesine yakınının Ye’sini dahi kapısının önünden geçirmeyeceksin…

   Rüşvetin rü’sünü, suiistimalin de su’isini aklının ucundan bile geçirmeyeceksin…

   Azından çoğuna, ülke ekonomisinin içinde bulunduğu şartları bileceksin… Ülkenin gelir gider tablosuna arasıra da olsa bakacaksın; “ithalat ve ihracat kalemlerimiz nelerdir” diyeceksin… Paramızın Dolar karşısındaki artısını eksisini tartacaksın; cebinde dolar ve Euro olmasa da; “dış borcumuz karda mı, zararda mı” diyebileceksin…

   Darbe ihtimali var mıdır?

   Komşularımızla olası bir savaş yaşayabilir miyiz? Depremle başımız neden dertte?

   Suçlu olan deprem mi yoksa depreme dayanaksız yapılar ve malzemeler mi?

   “Kalkınmadan ve çağdaşlıktan ne haber” deyip gidişatımıza bakalım…

   “Yarınlar neler gebe” yaşayıp, görüp bilelim…

19.01.2021 (Kemal CENGİZ)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

NE KALDI Kİ, KİME NE VERELİM!

SORARLAR HESABINI…

YARI ŞAKA, YARI CİDDİ… BİR ÜLKEDE İPİN UCU KAÇARSA NE OLUR-3

BİR ÜLKEDE İPİN UCU KAÇARSA NE OLUR? -2

OLUROLUR DAHA NE OLURSUN?

BİRLİK DİRLİKTEN GELİR…

NE SOY SOP NE DE HUY DEĞİŞMEZ?

KİMİ KENDİ DERDİNDE, KİMİ KENDİ ZEVKİNDE…

BENİM ÜLKEMDE İKTİDAR MUHALEFETLE ÖVÜNÜR…