20 Ekim 2020 Salı
BİR SORU, BİR MERAK

BİR SORU, BİR MERAK

 “Nasılsınız? Havalar da baya serinledi!” klişesinden sonra:

         “Üstat, sizce erken ya da normal Genel Seçim ne zaman yapılacaktır? Erken seçimin ihtimali sizce büyük müdür?” diyor.

         “Normali 25 Haziran 2023’de; anormali ise yarın ya da öbür günde!” diyorum.

         “Onu biliyorum. Hani, erkene alınacağı ve hatta belediye seçimleri ile birleştirileceği olasılığı olan erken seçimi soruyorum. İşte o, ne zaman olacak?’ diyor.

           Sağlıktan ve ekonomik krizden sonra baş müsebbip Korona/Covit 19’u altalandıktan sonra iktidarın eli –borçtan, harçtan- güçlenince; küçüklü büyüklü illerde, hodri meydan peşrevleri atmaya başlar!

         Allah bilir! Ama yasaklı ve virüslü günler bitince, alta aya kalmaz ‘Atı alan Üsküdar’ı bir kez daha geçer mi, geçer! İktidar hem atlı, hem motorize; çoklu ve de birbirinden kopuk muhalefet -hâlâ- yaya!” diyorum. Üstelik bir de; Cumhurbaşkanlığı yarışında “Adam (R.T.Erdoğan) kazandı” diyen, İnce adam kimin hayrına ya da şerrine yollara düştü; bilen varsa söylesin!

           “Ben bilemem ama sen gazetecisin, bilirsin!” diyor; uzayda yaşayan!.

         “Evet, gazeteciyim; ama kâhin değilim” diyorum ısrar ediyor:

           “Sizin kulağınız deliktir! Muhakkak Ankara’dan bir şeyler fısıldanmıştır; erken seçimin şu gününe, yarınına dair!” diyor ve “rica ediyorum, lütfen bir kaç ip ucu ver!”

         Gel de ‘’haydaaa!’’ çekip hayret etme!

         “İpucu mu istiyorsun’’ diyorum; “Evet, lütfen!” diyor.

         “Öyleyse, al sana ipucu:

           1- Gözün, kulağın yoksul semtlerin sokaklarında, varoşlarda ve amele pazarlarında ve pazar alanlarında çöpe atılacak sebze ve meyve toplayanların sayısında olsun!” diyorum.. “Niye ki!” diyor.

         “Kamyonetlerle taşınan kömür çuvallarını ve gıda paketlerini takip edeceksin, diyorum; “Ya da bir merkezde durup, vatandaşın sırtına heybe, çuval vuruyorlar ya... Kamyonlardan Gıda paketleri ve kolileri savurup atıyorlar ya; yoksulun bir iki günlüğüne yüzü gülsün, beynine kan gitsin ve paketleri, kolileri atanlara şükredip oylarını onlara versinler diye; ‘alan razı, veren razı’ mutluluğunu yaşıyorlar; seçimden bir gün sonrasına kadar…

         “İyi de!” diyor:

           “Kömürün ve genel ihtiyaç maddelerinin ve hatta elektrik, doğalgaz, su paralarının dahi dağıtıldığı gün seçim olmuyor ki!”

         “Ama sen, kömür çuvallarını ve yardım kolilerini ve de elektrik, doğalgaz ve su tahsilat kuyruklarını görünce bil ki, bugünden yarına sandıklar kurulmaya başlamıştır. Çünkü onların güzergâhı sandığa giden yoldur... Bilemedin bir ay sonra, bilemedin iki ay…”

        Bu kez meraklı dostum hayret ediyor; dalga geçiyorum sanısıyla...

         Ama ben, ikinci ve üçüncü ipuçlarına geçiyorum: “Emanetçi kim olacak, sorusu açıklığa kavuşunca; mecliste iki senesini doldurmamış milletvekilleri ‘bir şekilde’ erken seçim için ikna edilince ve de Anayasa Mahkemesi kararından önce yeni bir parti da kurulunca, üç vakte kadar saymak gerek diyorum.  İkinci ve üçüncü ipuçları için “ağır mevzular” diyor ve ‘detay’ istiyor.

         Dilim döndüğünce açıyorum ikinci ve üçüncü ipucunu. Ha’lı, hı’lı burun kıvırma tavırlarından sonra, bir çay daha içip “hoşça kal!” deyip gidiyor.

xxx

         Pazartesi günleri, yeni iş günü sendromunu her çalışan bilir. Hafta sonu uyuşukluğundan, hantallığından kurtulup çalışmak, zor ve çekilmez bir hale dönüşür ya, işte öyle bir haleti-ruhiye içindeyken, bir dostunuzun yukarıdaki sorularına muhatap olmak, pazartesi günü politik hasta tablosunun tuzu-biberi olsa gerek!

         Hele de bir köşe yazarıysanız ve de yarınki yazınızı en geç öğle saatlerinde gazeteye ulaştırma zorunluluğunuz varsa, varın siz düşünün, yazarın o süre içindeki uyumsal sıkışıklığını!

         Geceden tasarladığınız yazı konusu uçup gitmiştir! Geriye kalakala bir tek pazartesi sabahındaki bir dost ziyaretinin ‘yukarıdaki’ diyalogu kalmıştır.

         Ben de onu yazdım. Ve akabinde düşünmeye başladım: Önümüzdeki yerelli ve de birleştirilmiş erken seçimlere dair, birisi, şu kadar saat, dakika kaldı dese, eminim ki yüzde 99’unuz güler, yüzde birinizde “belki bir bildiği vardır” der, ciddiye alır, “İhtimaldir padişahım! Ola ki derya tutuşa1” diyerek, inanır.

         Ve bir de o kişinin söylediği tarihte ‘gerçekten’ erken seçim yapılma kararı alınsa; o kişi, bir kâhin olarak görülür ki, değmeyin gitsin keyfine!

xxx

         Günümüzde kârlı bir iştir kâhinlik. Çok kez, birçok kişi için şarlatanlıkla özdeşleştirilmiş olsa da!

         Bir konuda, geleceğe dönük ‘birebir’ görüş belirtip de ‘bir kez’ tutturmaya görsün! Ondan sonra “şu şöyle şekillenecek, bu böyle olacak” de, kumbaranı doldur, doldurabildiğin kadar..!

         Hele bir de bu kehanetlerin, geri kalmış toplumların politika kulvarında damaya çıkarsa; şah da, padişah da sensindir... Ki o kâhine artık karada da, denizde de, havada da ruhsal ölüm yok, demektir.

xxx

         Kehanet sözcükleri cak’lı, cuk’lu sözcüklerle biter. “Erken seçim kaçınılmazdır”, “Şu tarihte kıyamet kopacaktır” diyenini mi ararsınız, “Yarın başımıza taş yağacak” ya da “falan adam, falan gün uçak kazasında ölecektir’’ diyenini mi?

         Politikacı vaatleri ise cağım’lı, cuğum’ludur! Islak zeminde sabun kalıbına basmaya benzer!

         Ama sakın ola ki ikisini birbirine karıştırmayınız. İkisinin arasındaki en bariz fark, biri geleceğe dair kesin görüşte bulunur, ahkâm keser; tabiri caizse, gaipten haber verir; politikacı ise, aşırıya kaçan vaatlerle oy toplamaya çalışır, kendini seçtirmek için... Örneğin, bu millet “Konya’ya deniz getireceğim” diyen politikacı da görmüştür; “Mazotu 1 ytl’nin altına düşüreceğim” diyenini de.

xxx

         Bir meraklı dostun pazartesi ziyareti sorusu ile başlayan bir pazartesi sendromu yazısı burada biter.

         Ama ne kehanet heveslisi şarlatanların kehanetleri, ne de bize özgü politikacıların ‘bırakınız hayretlik vaatlerini’ bugünümüze ve yarınlarımıza dair, bizleri ve ülkemizi ilgilendiren ne gibi kararlar alacakları tahmin bile edilemez!

20.09.2020 (Kemal CENGİZ)

Yorumlar (0)

Yorum Yaz

DİĞER YAZILAR

KİMSE YOĞURDUM EKŞİ DEMEZ…

TERİMLER, KAVRAMLAR VE ATASÖZLERİMİZ

BİZE ÖZGÜ TARTIŞMA SEVİYESİ

DÜŞÜNMEK TEHLİKELİDİR!

DEMEK MÜSEBBİMİZ ATATÜRK DEVRİMLERİ TRAVMASIYMIŞ

BİRAZ SERİNLEMEK İSTER MİSİNİZ?

DİKENLİ DİKENSİ BİR GÜLDESTE

BİRKAÇ KONUDA SORUMLU VE SORUMSUZLUK ÖRNEĞİ -1

GAZİANTEP ile NİZİP Olarak: NE VERİYORUZ, NE ALIYORUZ?